İnsân Suresi
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Yükleniyor...
Sesli Dinle
Mishary Rashid AlafasyTam Sure
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
هَلۡ أَتَىٰ عَلَى ٱلۡإِنسَـٰنِ حِینࣱ مِّنَ ٱلدَّهۡرِ لَمۡ یَكُن شَیۡـࣰٔا مَّذۡكُورًا
Hel eta alel insani hinun mined dehri lem yekun şey'en mezkura.
İnsanoğlu, var edilip bahse değer bir şey olana kadar, şüphesiz, uzun bir zaman geçmemiş midir?
إِنَّا خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَـٰنَ مِن نُّطۡفَةٍ أَمۡشَاجࣲ نَّبۡتَلِیهِ فَجَعَلۡنَـٰهُ سَمِیعَۢا بَصِیرًا
İnna halaknel insane min nutfetin emşacin nebtelihi fe cealnahu semian basira.
Biz insanı katışık bir nutfeden yaratmışızdır; onu deneriz; bu yüzden, onun işitmesini ve görmesini sağlamışızdır.
إِنَّا هَدَیۡنَـٰهُ ٱلسَّبِیلَ إِمَّا شَاكِرࣰا وَإِمَّا كَفُورًا
İnna hedeynahus sebile imma şakiren ve imma kefura.
Şüphesiz ona yol gösterdik; buna kimi şükreder, kimi de nankörlük.
إِنَّاۤ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَـٰفِرِینَ سَلَـٰسِلَا۟ وَأَغۡلَـٰلࣰا وَسَعِیرًا
İnna a'tedna lil kafirine selasile ve ağlalen ve seira.
Doğrusu, inkarcılar için zincirler, demir halkalar ve çılgın alevli cehennem hazırladık.
إِنَّ ٱلۡأَبۡرَارَ یَشۡرَبُونَ مِن كَأۡسࣲ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا
İnnel ebrara yeşrebune min ke'sin kane mizacuha kafura.
Şüphesiz iyiler kafur katılmış bir tastan içerler.
عَیۡنࣰا یَشۡرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ یُفَجِّرُونَهَا تَفۡجِیرࣰا
Aynen yeşrebu biha ibadullahi yufecciruneha tefcira.
Bu ancak Allah'ın kullarının taşıra taşıra içebileceği bir pınardır.
یُوفُونَ بِٱلنَّذۡرِ وَیَخَافُونَ یَوۡمࣰا كَانَ شَرُّهُۥ مُسۡتَطِیرࣰا
Yufune bin nezri ve yehafune yevmen kane şerruhu mustetira.
Onlar verdikleri sözleri yerine getirirler, fenalığı yaygın olan bir günden korkarlar.
وَیُطۡعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسۡكِینࣰا وَیَتِیمࣰا وَأَسِیرًا
Ve yut'imunet taame ala hubbihi miskinen ve yetimen ve esira
Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.
إِنَّمَا نُطۡعِمُكُمۡ لِوَجۡهِ ٱللَّهِ لَا نُرِیدُ مِنكُمۡ جَزَاۤءࣰ وَلَا شُكُورًا
İnnema nut'imukum li vechillahi la nuridu minkum cezaen ve la şukura.
"Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.
إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا یَوۡمًا عَبُوسࣰا قَمۡطَرِیرࣰا
İnna nehafu min rabbina yevmen abusen kamtarira.
"Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız" derler.
فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَ ٰلِكَ ٱلۡیَوۡمِ وَلَقَّىٰهُمۡ نَضۡرَةࣰ وَسُرُورࣰا
Fe vekahumullahu şerra zalikel yevmi ve lakkahum nadreten ve surura.
Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.
وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةࣰ وَحَرِیرࣰا
Ve cezahum bima saberu cenneten ve harira.
Sabırlarının karşılığı, cennet ve oradaki ipeklerdir.
مُّتَّكِـِٔینَ فِیهَا عَلَى ٱلۡأَرَاۤىِٕكِۖ لَا یَرَوۡنَ فِیهَا شَمۡسࣰا وَلَا زَمۡهَرِیرࣰا
Muttekiine fiha alel eraik, la yeravne fiha şemsen ve la zemherira.
Orada tahtlara yaslanırlar; orada yakıcı sıcak ve dondurucu soğuk görmezler.
وَدَانِیَةً عَلَیۡهِمۡ ظِلَـٰلُهَا وَذُلِّلَتۡ قُطُوفُهَا تَذۡلِیلࣰا
Ve daniyeten aleyhim zılaluha ve zullilet kutufuha tezlila.
Meyve ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkmış ve onların koparılması kolaylaştırılmıştır.
وَیُطَافُ عَلَیۡهِم بِـَٔانِیَةࣲ مِّن فِضَّةࣲ وَأَكۡوَابࣲ كَانَتۡ قَوَارِیرَا۠
Ve yutafu aleyhim bi aniyetin min fıddatin ve ekvabin kanet kavarira.
Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır.
قَوَارِیرَا۟ مِن فِضَّةࣲ قَدَّرُوهَا تَقۡدِیرࣰا
Kavarira min fıddatin kadderuha takdira.
Billurları gümüş gibi parlaktır, onları ölçüp ölçüp dağıtırlar.
وَیُسۡقَوۡنَ فِیهَا كَأۡسࣰا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِیلًا
Ve yuskavne fiha ke'sen kane mizacuha zencebila.
Orada, zencefil karışık bir tasla içirilirler.
عَیۡنࣰا فِیهَا تُسَمَّىٰ سَلۡسَبِیلࣰا
Aynen fiha tusemma selsebila.
O pınara "Selsebil" denir.
۞ وَیَطُوفُ عَلَیۡهِمۡ وِلۡدَ ٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَیۡتَهُمۡ حَسِبۡتَهُمۡ لُؤۡلُؤࣰا مَّنثُورࣰا
Ve yetufu aleyhim vildanun muhalledun, iza reeytehum hasibtehum lu'luen mensura.
Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın.
وَإِذَا رَأَیۡتَ ثَمَّ رَأَیۡتَ نَعِیمࣰا وَمُلۡكࣰا كَبِیرًا
Ve iza reeyte semme reeyte naimen ve mulken kebira.
Oranın neresine baksan, nimet ve büyük bir saltanat görürsün.
عَـٰلِیَهُمۡ ثِیَابُ سُندُسٍ خُضۡرࣱ وَإِسۡتَبۡرَقࣱۖ وَحُلُّوۤا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةࣲ وَسَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ شَرَابࣰا طَهُورًا
Aliyehum siyabu sundusin hudrun ve istebrakun ve hullu esavira min fıddah, ve sekahum rabbuhum şaraben tahura.
Üzerlerinde ince yeşil ipekli, parlak atlastan elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir Rableri onlara tertemiz içecekler içirir.
إِنَّ هَـٰذَا كَانَ لَكُمۡ جَزَاۤءࣰ وَكَانَ سَعۡیُكُم مَّشۡكُورًا
İnne haza kane lekum cezaen ve kane sa'yukum meşkura.
"İşte bu sizin işlediklerinizin karşılığıdır, çalışmalarınız şükre değer" denir.
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا عَلَیۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ تَنزِیلࣰا
İnna nahnu nezzelna aleykel kur'ane tenzila.
Kuran'ı sana indiren şüphesiz Biziz.
فَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعۡ مِنۡهُمۡ ءَاثِمًا أَوۡ كَفُورࣰا
Fasbir li hukmi rabbike ve la tutı'minhum asimen ev kefura.
Rabbinin hükmüne kadar sabret; onların günah işleyen ve inkarcı olanlarına uyma.
وَٱذۡكُرِ ٱسۡمَ رَبِّكَ بُكۡرَةࣰ وَأَصِیلࣰا
Vezkurisme rabbike bukreten ve asila.
Rabbinin adını sabah akşam an.
وَمِنَ ٱلَّیۡلِ فَٱسۡجُدۡ لَهُۥ وَسَبِّحۡهُ لَیۡلࣰا طَوِیلًا
Ve minel leyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavila.
Geceleyin O'na secde et; O'nu geceleri uzun uzun tesbih et.
إِنَّ هَـٰۤؤُلَاۤءِ یُحِبُّونَ ٱلۡعَاجِلَةَ وَیَذَرُونَ وَرَاۤءَهُمۡ یَوۡمࣰا ثَقِیلࣰا
İnne haulai yuhıbbunel acilete ve yezerune veraehum yevmen sekila.
Doğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar.
نَّحۡنُ خَلَقۡنَـٰهُمۡ وَشَدَدۡنَاۤ أَسۡرَهُمۡۖ وَإِذَا شِئۡنَا بَدَّلۡنَاۤ أَمۡثَـٰلَهُمۡ تَبۡدِیلًا
Nahnu halaknahum ve şededna esrehum, ve iza şi'na beddelna emsalehum tebdila.
Onları yaratan, mafsallarını pekiştiren Biziz; dilersek onları benzerleri ile değiştiriveririz.
إِنَّ هَـٰذِهِۦ تَذۡكِرَةࣱۖ فَمَن شَاۤءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِیلࣰا
İnne hazihi tezkireh, fe men şaettehaze ila rabbihi sebila.
Bu sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar.
وَمَا تَشَاۤءُونَ إِلَّاۤ أَن یَشَاۤءَ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِیمًا حَكِیمࣰا
Ve ma teşaune illa en yeşaallah, innallahe kane alimen hakima.
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Doğrusu Allah, bilendir, Hakim'dir.
یُدۡخِلُ مَن یَشَاۤءُ فِی رَحۡمَتِهِۦۚ وَٱلظَّـٰلِمِینَ أَعَدَّ لَهُمۡ عَذَابًا أَلِیمَۢا
Yudhilu men yeşau fi rahmetih, vez zalimine eadde lehum azaben elima.
Dilediğine rahmet eder. Zalimlere, işte onlara, can yakıcı bir azap hazırlamıştır.