Sâffât Suresi
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
Yükleniyor...
Sesli Dinle
Mishary Rashid AlafasyTam Sure
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
وَٱلصَّـٰۤفَّـٰتِ صَفࣰّا
Ves saffati saffa.
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
فَٱلزَّ ٰجِرَ ٰتِ زَجۡرࣰا
Fez zacirati zecra.
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
فَٱلتَّـٰلِیَـٰتِ ذِكۡرًا
Fet taliyati zikra.
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
إِنَّ إِلَـٰهَكُمۡ لَوَ ٰحِدࣱ
İnne ilahekum le vahıd.
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَ ٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَیۡنَهُمَا وَرَبُّ ٱلۡمَشَـٰرِقِ
Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehuma ve rabbul meşarık.
Sıra Sıra duran ve önlerindekini sürdükçe süren ve Allah'ı andıkça anan meleklere and olsun ki, sizin Tanrınız birdir; göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların -doğuların da- Rabbidir.
إِنَّا زَیَّنَّا ٱلسَّمَاۤءَ ٱلدُّنۡیَا بِزِینَةٍ ٱلۡكَوَاكِبِ
İnna zeyyennes semaed dunya bi ziynetinil kevakib.
Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.
وَحِفۡظࣰا مِّن كُلِّ شَیۡطَـٰنࣲ مَّارِدࣲ
Ve hıfzan min kulli şeytanin marid.
Onu, inatçı her türlü şeytandan koruduk.
لَّا یَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰ وَیُقۡذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبࣲ
La yessemmeune ilel meleil a'la ve yukzefune minkulli canib.
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
دُحُورࣰاۖ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ وَاصِبٌ
Duhuran ve lehum azabun vasib.
Onlar yüce alemi asla dinleyemezler. Her yönden kovularak atılırlar. Onlara sürekli bir azap vardır.
إِلَّا مَنۡ خَطِفَ ٱلۡخَطۡفَةَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ ثَاقِبࣱ
İlla men hatıfel hatfete fe etbeahu şihabun sakib.
Hele bir tek söz kapan olsun; delici bir alev onun peşine düşüverir.
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَهُمۡ أَشَدُّ خَلۡقًا أَم مَّنۡ خَلَقۡنَاۤۚ إِنَّا خَلَقۡنَـٰهُم مِّن طِینࣲ لَّازِبِۭ
Festeftihim e hum eşeddu halkan em men halakna, inna halaknahum min tinin lazib.
Allah'a eş koşanlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zordur, yoksa Bizim yarattığımız gökleri yaratmak mı? Aslında Biz kendilerini özlü ve yapışkan çamurdan yaratmışızdır.
بَلۡ عَجِبۡتَ وَیَسۡخَرُونَ
Bel acibte ve yesharun.
Evet; sen onlara şaşıyorsun, onlar da seni alaya alıyorlar.
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا یَذۡكُرُونَ
Ve iza zukkiru la yezkurun.
Onlara öğüt verildiğinde öğüt dinlemezler.
وَإِذَا رَأَوۡا۟ ءَایَةࣰ یَسۡتَسۡخِرُونَ
Ve iza raev ayeten yesteshırun.
Bir mucize gördüklerinde onu eğlenceye alırlar.
وَقَالُوۤا۟ إِنۡ هَـٰذَاۤ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِینٌ
Ve kalu in haza illa sihrun mubin.
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ
E iza mitna ve kunna turaben ve izamen e inna le meb'usun.
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
أَوَءَابَاۤؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ
E ve abaunel evvelun.
"Bu apaçık bir sihirdir; öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, önceki babalarımız yahut biz mi dirileceğiz?" derler.
قُلۡ نَعَمۡ وَأَنتُمۡ دَ ٰخِرُونَ
Kul neam ve entum dahırun.
De ki: "Evet hem de zelil ve hakir olarak."
فَإِنَّمَا هِیَ زَجۡرَةࣱ وَ ٰحِدَةࣱ فَإِذَا هُمۡ یَنظُرُونَ
Fe innema hiye zecretun vahıdetun fe iza hum yenzurun.
Tek bir çığlık. Hemen bakıp kalırlar.
وَقَالُوا۟ یَـٰوَیۡلَنَا هَـٰذَا یَوۡمُ ٱلدِّینِ
Ve kalu ya veylena haza yevmud din.
Şöyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
هَـٰذَا یَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ ٱلَّذِی كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Haza yevmul faslillezi kuntum bihi tukezzibun.
Onlara: "İşte bu, yalanladığınız hüküm günüdür" denir.
۞ ٱحۡشُرُوا۟ ٱلَّذِینَ ظَلَمُوا۟ وَأَزۡوَ ٰجَهُمۡ وَمَا كَانُوا۟ یَعۡبُدُونَ
Uhşurullezine zalemu ve ezvacehum ve ma kanu ya'budun.
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهۡدُوهُمۡ إِلَىٰ صِرَ ٰطِ ٱلۡجَحِیمِ
Min dunillahi fehduhum ila sıratıl cahim.
İlgililere şöyle emredilir: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun."
وَقِفُوهُمۡۖ إِنَّهُم مَّسۡـُٔولُونَ
Vakıfuhum innehum mes'ulun.
"Onları durdurun; çünkü kendilerinden daha da sorulacaktır."
مَا لَكُمۡ لَا تَنَاصَرُونَ
Ma lekum la tenasarun.
Şöyle sorulur: "Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
بَلۡ هُمُ ٱلۡیَوۡمَ مُسۡتَسۡلِمُونَ
Bel humul yevme musteslimun.
Hayır; bugün onların hepsi teslim olmuşlardır.
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ یَتَسَاۤءَلُونَ
Ve akbele ba'duhum ala ba'dın yetesaelun.
Birbirlerine dönüp soruşurlar.
قَالُوۤا۟ إِنَّكُمۡ كُنتُمۡ تَأۡتُونَنَا عَنِ ٱلۡیَمِینِ
Kalu innekum kuntum te'tunena anil yemin.
İleri gelenlerine: "Doğrusu siz bize sureti hakdan görünürdünüz" derler.
قَالُوا۟ بَل لَّمۡ تَكُونُوا۟ مُؤۡمِنِینَ
Kalu bel lem tekunu mu'minin.
Onlar da şöyle derler: "Hayır; siz inanmış kimseler değildiniz."
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَیۡكُم مِّن سُلۡطَـٰنِۭۖ بَلۡ كُنتُمۡ قَوۡمࣰا طَـٰغِینَ
Ve ma kane lena aleykum min sultan, bel kuntum kavmen tagin.
"Bizim sizin üstünüzde bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis, azmış bir millettiniz."
فَحَقَّ عَلَیۡنَا قَوۡلُ رَبِّنَاۤۖ إِنَّا لَذَاۤىِٕقُونَ
Fe hakka aleyna kavlu rabbina inna le zaıkun.
"Bu sebeple, Rabbimizin sözü aleyhimizde gerçekleşti. şüphesiz azabı tadacağız."
فَأَغۡوَیۡنَـٰكُمۡ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِینَ
Fe agveynakum inna kunna gavin.
"Sizi biz azdırmıştık, çünkü kendimiz azgındık".
فَإِنَّهُمۡ یَوۡمَىِٕذࣲ فِی ٱلۡعَذَابِ مُشۡتَرِكُونَ
Fe innehum yevme izin fil azabi muşterikun.
O gün hepsi azabda birleşirler.
إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِینَ
İnna kezalike nef'alu bil mucrimin.
Doğrusu suçlulara böyle yaparız.
إِنَّهُمۡ كَانُوۤا۟ إِذَا قِیلَ لَهُمۡ لَاۤ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ یَسۡتَكۡبِرُونَ
İnnehum kanu iza kile lehum la ilahe illallahu yestekbirun.
Onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler.
وَیَقُولُونَ أَىِٕنَّا لَتَارِكُوۤا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرࣲ مَّجۡنُونِۭ
Ve yekulune e inna le tariku alihetina li şairin mecnun.
"Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı mı bırakalım?" derlerdi.
بَلۡ جَاۤءَ بِٱلۡحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Bel cae bil hakkı ve saddakal murselin.
Hayır; o, gerçeği getirmiş ve peygamberleri doğrulamıştı.
إِنَّكُمۡ لَذَاۤىِٕقُوا۟ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَلِیمِ
İnnekum le zaikul azabil elim.
Şüphesiz siz can yakıcı azabı tadacaksınız.
وَمَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
Ve ma tuczevne illa ma kuntum ta'melun.
Yaptığınızdan başka birşeyle cezalanmayacaksınız.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
İlla ibadallahil muhlesin.
Ancak Allah'a içten bağlı kullar bunun dışındadır.
أُو۟لَـٰۤىِٕكَ لَهُمۡ رِزۡقࣱ مَّعۡلُومࣱ
Ulaike lehum rizkun ma'lum.
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
فَوَ ٰكِهُ وَهُم مُّكۡرَمُونَ
Fevakih, ve hum mukremun.
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
فِی جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِیمِ
Fi cennatin naim.
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَـٰبِلِینَ
Ala sururin mutekabilin.
İşte bildirilen rızık ve meyveler onlaradır. Nimet cennetlerinde, karşılıklı tahtlar üzerinde kendilerine ikram olunur.
یُطَافُ عَلَیۡهِم بِكَأۡسࣲ مِّن مَّعِینِۭ
Yutafu aleyhim bi ke'sin min main.
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
بَیۡضَاۤءَ لَذَّةࣲ لِّلشَّـٰرِبِینَ
Beydae lezzetin liş şaribin.
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
لَا فِیهَا غَوۡلࣱ وَلَا هُمۡ عَنۡهَا یُنزَفُونَ
La fiha gavlun ve la hum anha yunzefun.
Baş ağrısı vermeyen, sarhoş etmeyen, içenlere zevk bahşeden bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur.
وَعِندَهُمۡ قَـٰصِرَ ٰتُ ٱلطَّرۡفِ عِینࣱ
Ve indehum kasıratut tarfı in.
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
كَأَنَّهُنَّ بَیۡضࣱ مَّكۡنُونࣱ
Ke enne hunne beydun meknun.
Yanlarında, örtülü yumurta gibi (bembeyaz), bakışlarını da yalnız eşlerine çevirmiş güzel gözlüler vardır.
فَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ یَتَسَاۤءَلُونَ
Fe akbele ba'duhum ala ba'dın yetesaelun.
Birbirlerine dönüp sorarlar:
قَالَ قَاۤىِٕلࣱ مِّنۡهُمۡ إِنِّی كَانَ لِی قَرِینࣱ
Kale kailun minhum inni kane li karin.
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
یَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُصَدِّقِینَ
Yekulu e inneke le minel musaddikin.
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِینُونَ
E iza mitna ve kunna turaben ve izamen e inna le medinun.
İçlerinden biri şöyle der: "Benim bir dostum vardı, bana: 'Sen de mi, ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman dirilerek ceza göreceğimizi tasdik edenlerdensin?' derdi."
قَالَ هَلۡ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
Kale hel entum muttaliun.
Yanındakilere: "Siz onu bilir misiniz?" der.
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِی سَوَاۤءِ ٱلۡجَحِیمِ
Fettalea fe reahu fi sevail cahim.
Bir bakar onu cehennemin ortasında görür.
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرۡدِینِ
Kale tallahi in kidte le turdin.
Ona der ki: "Allah'a and olsun ki, az kalsın beni de mahvedecektin."
وَلَوۡلَا نِعۡمَةُ رَبِّی لَكُنتُ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِینَ
Ve lev la ni'metu rabbi le kuntu minel muhdarin.
"Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de oraya götürülenlerden olurdum."
أَفَمَا نَحۡنُ بِمَیِّتِینَ
E fe ma nahnu bi meyyitin.
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
إِلَّا مَوۡتَتَنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِینَ
İlla mevtetenel ula ve ma nahnu bi muazzebin.
"Birinci ölümden sonra bir daha ölmeyeceğiz değil mi? Azap da görmeyeceğiz ha?"
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِیمُ
İnne haza le huvel fevzul azim.
İşte büyük kurtuluş şüphesiz budur.
لِمِثۡلِ هَـٰذَا فَلۡیَعۡمَلِ ٱلۡعَـٰمِلُونَ
Li misli haza fel ya'melil amilun.
Çalışanlar bunun için çalışsın.
أَذَ ٰلِكَ خَیۡرࣱ نُّزُلًا أَمۡ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
E zalike hayrun nuzulen em şeceretuz zakkum.
Konukluk olarak bu mu iyidir, yoksa zakkum ağacı mı?
إِنَّا جَعَلۡنَـٰهَا فِتۡنَةࣰ لِّلظَّـٰلِمِینَ
İnna cealnaha fitneten liz zalimin.
Biz o ağacı, zalimler için bir dert yaptık.
إِنَّهَا شَجَرَةࣱ تَخۡرُجُ فِیۤ أَصۡلِ ٱلۡجَحِیمِ
İnneha şeceretun tahrucu fi aslil cahim.
O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
طَلۡعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّیَـٰطِینِ
Tal'uha ke ennehu ruusuş şeyatin.
Tomurcukları şeytan başı gibidir.
فَإِنَّهُمۡ لَـَٔاكِلُونَ مِنۡهَا فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ
Fe innehum le akilune minha fe maliune min hel butun.
İşte cehennemlikler bundan yerler, karınlarını onunla doldururlar.
ثُمَّ إِنَّ لَهُمۡ عَلَیۡهَا لَشَوۡبࣰا مِّنۡ حَمِیمࣲ
Summe inne lehum aleyha le şevben min hamim.
Sonra, üzerine kaynar su katılmış içki şüphesiz onlar içindir.
ثُمَّ إِنَّ مَرۡجِعَهُمۡ لَإِلَى ٱلۡجَحِیمِ
Summe inne merciahum le ilel cahim.
Doğrusu sonra dönecekleri yer yine cehennemdir.
إِنَّهُمۡ أَلۡفَوۡا۟ ءَابَاۤءَهُمۡ ضَاۤلِّینَ
İnnehum elfev abaehum dalline.
Onlar babalarını şüphesiz sapık kimseler olarak bulmuşlardı.
فَهُمۡ عَلَىٰۤ ءَاثَـٰرِهِمۡ یُهۡرَعُونَ
Fe hum ala asarihim yuhreun.
Öyleyken yine de onların izlerinden kovalanırcasına koşturuyorlardı.
وَلَقَدۡ ضَلَّ قَبۡلَهُمۡ أَكۡثَرُ ٱلۡأَوَّلِینَ
Ve lekad dalle kablehum ekserul evvelin.
Onlardan önce, evvelki ümmetlerin çoğu, and olsun ki sapıtmıştı.
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا فِیهِم مُّنذِرِینَ
Ve lekad erselna fi him munzirin.
And olsun ki, içlerine uyarıcılar göndermiştik.
فَٱنظُرۡ كَیۡفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلۡمُنذَرِینَ
Fanzur keyfe kane akibetul munzerin.
Uyarıldığı halde yola gelmeyenlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
İlla ibadallahil muhlasin.
Allah'ın, O'na içten bağlanan kulları bunun dışındadır.
وَلَقَدۡ نَادَىٰنَا نُوحࣱ فَلَنِعۡمَ ٱلۡمُجِیبُونَ
Ve lekad nadana nuhun fe le ni'mel mucibun.
And olsun ki, Nuh Bize seslenmişti de duasına ne güzel icabet etmiştik.
وَنَجَّیۡنَـٰهُ وَأَهۡلَهُۥ مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِیمِ
Ve necceynahu ve ehlehu minel kerbil azim.
Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
وَجَعَلۡنَا ذُرِّیَّتَهُۥ هُمُ ٱلۡبَاقِینَ
Ve cealna zurriyyetehu humul bakin.
Ancak onun soyunu sürekli kıldık.
وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ
Ve terekna aleyhi fil ahirin.
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحࣲ فِی ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Selamun ala nuhın fil alemin.
Sonra gelenler içinde "Alemlerde, Nuh'a selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
İnna kezalike neczil muhsinin.
İşte Biz iyi davrananları böyle mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İnnehu min ibadinel mu'minin.
Doğrusu o, bizim inanmış kullarımızdandı.
ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡـَٔاخَرِینَ
Summe agraknel aharin.
Sonra, diğerlerini suda boğduk.
۞ وَإِنَّ مِن شِیعَتِهِۦ لَإِبۡرَ ٰهِیمَ
Ve inne min şiatihi le ibrahim.
İbrahim de şüphesiz O'nun yolunda olanlardandı.
إِذۡ جَاۤءَ رَبَّهُۥ بِقَلۡبࣲ سَلِیمٍ
İz cae rabbehu bi kalbin selim.
Nitekim Rabbine temiz bir kalple geldi.
إِذۡ قَالَ لِأَبِیهِ وَقَوۡمِهِۦ مَاذَا تَعۡبُدُونَ
İz kale li ebihi ve kavmihi maza ta'budun.
İbrahim babasına ve milletine şöyle demişti: "Nelere kulluk ediyorsunuz?"
أَىِٕفۡكًا ءَالِهَةࣰ دُونَ ٱللَّهِ تُرِیدُونَ
E ifken aliheten dunallahi turidun.
"Allah'ı bırakıp uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?"
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Fe ma zannukum bi rabbil alemin.
"Alemlerin Rabbi hakkındaki sanınız nedir?"
فَنَظَرَ نَظۡرَةࣰ فِی ٱلنُّجُومِ
Fe nazara nazraten fin nucum.
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
فَقَالَ إِنِّی سَقِیمࣱ
Fe kale inni sakim.
İbrahim yıldızlara bir göz attı ve "Ben rahatsızım" dedi.
فَتَوَلَّوۡا۟ عَنۡهُ مُدۡبِرِینَ
Fe tevellev anhu mudbirin.
Onu bırakıp gittiler.
فَرَاغَ إِلَىٰۤ ءَالِهَتِهِمۡ فَقَالَ أَلَا تَأۡكُلُونَ
Feraga ila alihetihim fe kale e la te'kulun.
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
مَا لَكُمۡ لَا تَنطِقُونَ
Ma lekum la tentıkun.
O da onların tanrılarına gizlice yönelip: "Sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz? Ne o, konuşmuyor musunuz?" dedi.
فَرَاغَ عَلَیۡهِمۡ ضَرۡبَۢا بِٱلۡیَمِینِ
Feraga aleyhim darben bil yemin.
Sonunda, üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu.
فَأَقۡبَلُوۤا۟ إِلَیۡهِ یَزِفُّونَ
Fe akbelu ileyhi yeziffun.
Bunun üzerine putperestler koşarak ona geldiler.
قَالَ أَتَعۡبُدُونَ مَا تَنۡحِتُونَ
Kale e ta'budune ma tenhıtun.
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمۡ وَمَا تَعۡمَلُونَ
Vallahu halakakum ve ma ta'melun.
İbrahim onlara şöyle söyledi: "Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yonttuklarınızı da Allah yaratmıştır."
قَالُوا۟ ٱبۡنُوا۟ لَهُۥ بُنۡیَـٰنࣰا فَأَلۡقُوهُ فِی ٱلۡجَحِیمِ
Kalubnu lehu bunyanen fe elkuhu fil cahim.
Putperestler: "Onun için bir yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın" dediler.
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَیۡدࣰا فَجَعَلۡنَـٰهُمُ ٱلۡأَسۡفَلِینَ
Fe eradu bihi keyden fe cealna humul esfelin.
Ona düzen kurmak istediler, ama Biz onları altettik.
وَقَالَ إِنِّی ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّی سَیَهۡدِینِ
Ve kale inni zahibun ila rabbi seyehdin.
İbrahim: "Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum; O beni doğru yola eriştirir" dedi.
رَبِّ هَبۡ لِی مِنَ ٱلصَّـٰلِحِینَ
Rabbi heb li mines salihin.
"Rabbim! Bana iyilerden olacak bir çocuk ver" diye yalvardı.
فَبَشَّرۡنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِیمࣲ
Fe beşşernahu bi gulamin halim.
Biz de ona yumuşak huylu bir oğlan müjdeledik.
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعۡیَ قَالَ یَـٰبُنَیَّ إِنِّیۤ أَرَىٰ فِی ٱلۡمَنَامِ أَنِّیۤ أَذۡبَحُكَ فَٱنظُرۡ مَاذَا تَرَىٰۚ قَالَ یَـٰۤأَبَتِ ٱفۡعَلۡ مَا تُؤۡمَرُۖ سَتَجِدُنِیۤ إِن شَاۤءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِینَ
Fe lemma belega meahus sa'ye kale ya buneyye inni era fil menami enni ezbehuke fanzur maza tera, kale ya ebetif'al ma tu'meru seteciduni inşaallahu mines sabirin.
Çocuk kendisinin yanısıra yürümeye başlayınca: "Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?" dedi. "Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin" dedi.
فَلَمَّاۤ أَسۡلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلۡجَبِینِ
Fe lemma eslema ve tellehu lil cebin.
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
وَنَـٰدَیۡنَـٰهُ أَن یَـٰۤإِبۡرَ ٰهِیمُ
Ve nadeynahu en ya ibrahim.
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
قَدۡ صَدَّقۡتَ ٱلرُّءۡیَاۤۚ إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
Kad saddakter ru'ya, inna kezalike neczil muhsinin.
Böylece ikisi de Allah' a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca Biz: "Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırırız" diye seslendik.
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلۡبَلَـٰۤؤُا۟ ٱلۡمُبِینُ
İnne haza le huvel belaul mubin.
Doğrusu bu apaçık bir deneme idi.
وَفَدَیۡنَـٰهُ بِذِبۡحٍ عَظِیمࣲ
Ve fedeynahu bi zibhın azim.
Ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik.
وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ
Ve terekna aleyhi fil ahirin.
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
سَلَـٰمٌ عَلَىٰۤ إِبۡرَ ٰهِیمَ
Selamun ala ibrahim.
Sonra gelenler içinde "İbrahim'e selam olsun" diye ona iyi bir ün bıraktık.
كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
Kezalike neczil muhsinin.
İşte iyileri böylece mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İnnehu min ibadinel mu'minin.
Doğrusu o, inanmış kullarımızdandı.
وَبَشَّرۡنَـٰهُ بِإِسۡحَـٰقَ نَبِیࣰّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِینَ
Ve beşşernahu bi ishaka nebiyyen mines salihin.
Ona, iyilerden olan İshak'ı peygamber olarak müjdeledik.
وَبَـٰرَكۡنَا عَلَیۡهِ وَعَلَىٰۤ إِسۡحَـٰقَۚ وَمِن ذُرِّیَّتِهِمَا مُحۡسِنࣱ وَظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِۦ مُبِینࣱ
Ve barekna aleyhi ve ala ishak, ve min zurriyyetihima muhsinun ve zalimun li nefsihi mubin.
Kendisini ve İshak'ı mübarek kıldık; ikisinin soyundan iyi olan da vardır, açıktan açığa kendisine yazık eden de vardır.
وَلَقَدۡ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
Ve lekad menenna ala musa ve harun.
And olsun ki Musa ve Harun'a da iyilikte bulunmuştuk.
وَنَجَّیۡنَـٰهُمَا وَقَوۡمَهُمَا مِنَ ٱلۡكَرۡبِ ٱلۡعَظِیمِ
Ve necceyna huma ve kavme huma minel kerbil azim.
İkisini ve milletlerini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.
وَنَصَرۡنَـٰهُمۡ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلۡغَـٰلِبِینَ
Ve nasarnahum fe kanu humul galibin.
Onlara yardım etmiştik de üstün gelmişlerdi.
وَءَاتَیۡنَـٰهُمَا ٱلۡكِتَـٰبَ ٱلۡمُسۡتَبِینَ
Ve ateyna humel kitabel mustebin.
Her ikisine de, apaçık anlaşılan bir Kitap vermiştik.
وَهَدَیۡنَـٰهُمَا ٱلصِّرَ ٰطَ ٱلۡمُسۡتَقِیمَ
Ve hedeyna humes sıratal mustekim.
Her ikisini de doğru yola eriştirmiştik.
وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِمَا فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ
Ve terekna aleyhima fil ahirin.
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ
Selamun ala musa ve harun.
Sonra gelenler içinde "Musa ve Harun'a selam olsun" diye iyi birer ün bıraktık.
إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
İnna kezalike neczil muhsinin.
Doğrusu Biz, iyileri böylece mükafatlandırırız.
إِنَّهُمَا مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İnne huma min ibadinel mu'minin.
İkisi de şüphesiz inanmış kullarımızdandı.
وَإِنَّ إِلۡیَاسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Ve inne ilyase le minel murselin.
Doğrusu İlyas da peygamberlerdendir.
إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦۤ أَلَا تَتَّقُونَ
İz kale li kavmihi e la tettekun.
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
أَتَدۡعُونَ بَعۡلࣰا وَتَذَرُونَ أَحۡسَنَ ٱلۡخَـٰلِقِینَ
Eted'une ba'len ve tezerune ahsenel halikin.
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
ٱللَّهَ رَبَّكُمۡ وَرَبَّ ءَابَاۤىِٕكُمُ ٱلۡأَوَّلِینَ
Allahe rabbekum ve rabbe abaikumul evvelin.
Milletine: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Biçim verenlerin en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, önceki babalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da Baal putuna mı taparsınız?" demişti.
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ
Fe kezzebuhu fe inne hum le muhdarun.
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
İlla ibadallahil muhlasin.
Bunun üzerine onu yalanlamışlardı. Allah'ın O'na içten bağlı kulları bir yana, bunların hepsi cehenneme götürüleceklerdi.
وَتَرَكۡنَا عَلَیۡهِ فِی ٱلۡـَٔاخِرِینَ
Ve terekna aleyhi fil ahirin.
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
سَلَـٰمٌ عَلَىٰۤ إِلۡ یَاسِینَ
Selamun ala ilyasin.
Sonra gelenler içinde, "İlyas'a selam olsun" diye bir ün bıraktık.
إِنَّا كَذَ ٰلِكَ نَجۡزِی ٱلۡمُحۡسِنِینَ
İnna kezalike neczil muhsinin.
Doğrusu Biz iyileri böylece mükafatlandırırız.
إِنَّهُۥ مِنۡ عِبَادِنَا ٱلۡمُؤۡمِنِینَ
İnnehu min ibadinel mu'minin.
O, inanmış kullarımızdandı.
وَإِنَّ لُوطࣰا لَّمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Ve inne lutan le minel murselin.
Şüphesiz Lut da peygamberlerdendir.
إِذۡ نَجَّیۡنَـٰهُ وَأَهۡلَهُۥۤ أَجۡمَعِینَ
İz necceynahu ve ehlehu ecmain.
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
إِلَّا عَجُوزࣰا فِی ٱلۡغَـٰبِرِینَ
İlla acuzen fil gabirin.
Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lut'u ve ailesinin hepsini kurtarmıştık.
ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡـَٔاخَرِینَ
Summe demmernel aharin.
Sonra diğerlerini yok etmiştik.
وَإِنَّكُمۡ لَتَمُرُّونَ عَلَیۡهِم مُّصۡبِحِینَ
Ve innekum le temurrune aleyhim musbihin.
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
وَبِٱلَّیۡلِۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
Ve bil leyl, e fe la ta'kılun.
Sabah akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Akletmez misiniz?
وَإِنَّ یُونُسَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Ve inne yunuse le minel murselin.
Doğrusu Yunus da peygamberlerdendir.
إِذۡ أَبَقَ إِلَى ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
İz ebeka ilel fulkil meşhun.
Dolu bir gemiye kaçmıştı.
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلۡمُدۡحَضِینَ
Fe saheme fe kane minel mudhadin.
Gemide olanlarla karşılıklı kura çekmişti de yenilenlerden olmuştu, bu sebeple denize atılmıştı.
فَٱلۡتَقَمَهُ ٱلۡحُوتُ وَهُوَ مُلِیمࣱ
Feltekamehul hutu ve huve mulim.
Kendini kınarken onu bir balık yutmuştu.
فَلَوۡلَاۤ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُسَبِّحِینَ
Fe lev la ennehu kane minel musebbihin.
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
لَلَبِثَ فِی بَطۡنِهِۦۤ إِلَىٰ یَوۡمِ یُبۡعَثُونَ
Le lebise fi batnihi ila yevmi yub'asun.
Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriltilecek güne kadar balığın karnında kalacaktı.
۞ فَنَبَذۡنَـٰهُ بِٱلۡعَرَاۤءِ وَهُوَ سَقِیمࣱ
Fe nebeznahu bil arai ve huve sakim.
Halsiz bir halde iken kendisini sahile çıkardık.
وَأَنۢبَتۡنَا عَلَیۡهِ شَجَرَةࣰ مِّن یَقۡطِینࣲ
Ve enbetna aleyhi şecereten min yaktin.
Onun için, geniş yapraklı bir bitki yetiştirdik.
وَأَرۡسَلۡنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلۡفٍ أَوۡ یَزِیدُونَ
Ve erselnahu ila mieti elfin ev yezidun.
Onu, yüzbin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعۡنَـٰهُمۡ إِلَىٰ حِینࣲ
Fe amenu fe metta'nahum ila hin.
Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
فَٱسۡتَفۡتِهِمۡ أَلِرَبِّكَ ٱلۡبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلۡبَنُونَ
Festeftihim e li rabbikel benatu ve lehumul benun.
Putperestlere sor, kızlar senin Rabbinin de erkekler onların mı?
أَمۡ خَلَقۡنَا ٱلۡمَلَـٰۤىِٕكَةَ إِنَـٰثࣰا وَهُمۡ شَـٰهِدُونَ
Em halaknel melaikete inasen ve hum şahidun.
Yoksa melekleri kız olarak yarattığımızda onlar hazır mı idiler?
أَلَاۤ إِنَّهُم مِّنۡ إِفۡكِهِمۡ لَیَقُولُونَ
E la innehum min ifkihim le yekulun.
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمۡ لَكَـٰذِبُونَ
Veledallahu ve innehum le kazibun.
Dikkat edin; doğrusu onlar yalan uydurup söylüyorlar, "Allah doğurdu" diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
أَصۡطَفَى ٱلۡبَنَاتِ عَلَى ٱلۡبَنِینَ
Astafel benati alel benin.
Allah kızları, oğullara tercih mi etmiş?
مَا لَكُمۡ كَیۡفَ تَحۡكُمُونَ
Ma lekum, keyfe tahkumun.
Ne oluyorsunuz? Ne biçim hükmediyorsunuz?
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
E fe la tezekkerun.
Hiç düşünmez misiniz?
أَمۡ لَكُمۡ سُلۡطَـٰنࣱ مُّبِینࣱ
Em lekum sultanun mubin.
Yoksa apaçık bir deliliniz mi var?
فَأۡتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمۡ إِن كُنتُمۡ صَـٰدِقِینَ
Fe'tu bi kitabikum in kuntum sadikin.
Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin bakalım.
وَجَعَلُوا۟ بَیۡنَهُۥ وَبَیۡنَ ٱلۡجِنَّةِ نَسَبࣰاۚ وَلَقَدۡ عَلِمَتِ ٱلۡجِنَّةُ إِنَّهُمۡ لَمُحۡضَرُونَ
Ve cealu beynehu ve beynel cinneti neseba, ve lekad alimetil cinnetu innehum le muhdarun.
Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icadettiler. And olsun ki, cinler de, kendilerinin (bunu söyleyenlerin) hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
سُبۡحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا یَصِفُونَ
Subhanallahi amma yasifun.
Allah onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
İlla ibadallahil muhlasin.
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır.
فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ
Fe innekum ve ma ta'budun.
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
مَاۤ أَنتُمۡ عَلَیۡهِ بِفَـٰتِنِینَ
Ma entum aleyhi bi fatinin.
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
إِلَّا مَنۡ هُوَ صَالِ ٱلۡجَحِیمِ
İlla men huve salil cahim.
Sizler ve taptığınız şeyler, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz.
وَمَا مِنَّاۤ إِلَّا لَهُۥ مَقَامࣱ مَّعۡلُومࣱ
Ve ma minna illa lehu makamun ma'lum.
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلصَّاۤفُّونَ
Ve inna le nahnus saffun.
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
وَإِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡمُسَبِّحُونَ
Ve inna le nahnul musebbihun.
Melekler şöyle derler: "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır. Şüphesiz biz sıra sıra duranlarız, şüphesiz biz Allah'ı tesbih edenleriz."
وَإِن كَانُوا۟ لَیَقُولُونَ
Ve in kanu le yekulun.
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
لَوۡ أَنَّ عِندَنَا ذِكۡرࣰا مِّنَ ٱلۡأَوَّلِینَ
Lev enne indena zikren minel evvelin.
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِینَ
Le kunna ibadallahil muhlasin.
Putperestler: "Öncekilerde olduğu gibi bizde de bir kitap olsaydı, Allah'ın O'na içten bağlanan kulları olurduk" derlerdi.
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦۖ فَسَوۡفَ یَعۡلَمُونَ
Fe keferu bih, fe sevfe ya'lemun.
Böyleyken O'nu inkar ettiler. Ama bileceklerdir.
وَلَقَدۡ سَبَقَتۡ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Ve lekad sebekat kelimetuna li ibadinel murselin.
And olsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir.
إِنَّهُمۡ لَهُمُ ٱلۡمَنصُورُونَ
İnnehum le humul mensurun.
Onlar şüphesiz yardım göreceklerdir.
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلۡغَـٰلِبُونَ
Ve inne cundena le humul galibun.
Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِینࣲ
Fe tevelle anhum hatta hin.
Bir süreye kadar onlara aldırış etme.
وَأَبۡصِرۡهُمۡ فَسَوۡفَ یُبۡصِرُونَ
Ve ebsirhum fe sevfe yubsirun.
Onlara inecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
أَفَبِعَذَابِنَا یَسۡتَعۡجِلُونَ
E fe bi azabina yesta'cilun.
Azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمۡ فَسَاۤءَ صَبَاحُ ٱلۡمُنذَرِینَ
Fe iza nezele bisahatihim fe sae sabahul munzerin.
O azap, yurtlarına indiğinde, uyarılan fakat yola gelmeyenlerin sabahı ne kötü olur!
وَتَوَلَّ عَنۡهُمۡ حَتَّىٰ حِینࣲ
Ve tevelle anhum hatta hin.
Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
وَأَبۡصِرۡ فَسَوۡفَ یُبۡصِرُونَ
Ve ebsir fe sevfe yubsirun.
İnecek azabı gözetle, onlar da göreceklerdir.
سُبۡحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلۡعِزَّةِ عَمَّا یَصِفُونَ
Subhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun.
Senin güçlü olan Rabbin, onların vasıflandırmalarından münezzehtir.
وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلۡمُرۡسَلِینَ
Ve selamun alel murselin.
Ve selam, peygamberleredir.
وَٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ
Vel hamdu lillahi rabbil alemin.
Hamd de Alemlerin Rabbi Allah'adır.